Makale:
Bir psikoterapi odasında farklı bir uygulama gerçekleştiriliyordu. Farklı mesleklerden farklı bakış açılarına sahip bireyler bir odada toplanmışlardı ve hayatı konuşuyorlardı.
Her meslekten en az iki temsilci ve çeşitli yaş gruplarından ve farklı sosyal çevrelerden bireyler; her biri hayatı akıtıyordu kendi sügecinden... Öğretmen,doktor,imam,mezarlık bekçisi, morg görevlisi,gassal,maden mühendisi,kömür ocağı işçisi,ebe,atlet,yazar ve daha nice meslek erbabı... Hayat merdiveninin başlarında iki çocuk,hayatın en hareketli zamanında iki ergen,elinde bastonuyla bir ihtiyar,elinde örgü şişiyle tenine yaşlılığın gölgesi düşse de üzerine düşmemiş bir nine,elleri kelepçeli iki kader mahkumu,sınav kaygısı yükü omuzlarından çok zihninde bir genç ve okumanın,öğrenmenin heyecanı fikrinden taşan bir başka genç,iki kanser hastası ve bir terapist ...
Terapist başladı söze;  "Bugün ne okuduğumuzu konuşalım...Herkes neler okuyor?... Elimizde kitaplar olmadan neler okuyoruz hayatta?"
Bir süre sessizliği soludular birlikte sonra bir doğumdan yeni çıkıp gelmiş bir ebe başlamak istedi söze;
"Ben yeni doğan her çocukta yeni bir umut okuyorum, yeni başlangıçlar... Hayatta her daim umut var ve hiç bitmiyor yaşam da umut da..."dedi.
Yeni doğum yapmış ve hayatın zorlukları altında ezilmekte olan anneye şahit olmuş başka bir ebe farklı bir bakış açısıyla itiraz etti; "Hayır, bence her yeni doğan çocuk yeni bir çile, eziyet,zahmet...Çocukları hayata hazırlamak,onlara hayat hazırlamak, bazen de imkansızlıklar içine yeni bir can eklemek.Bazen çocuğa bazen anneye eziyet.Ben düşüncesizlik,bencillik,eziyet okuyorum her doğumda."
Yeni yaşamlara ve yeni umutlara itirazı olan morg görevlisi ekledi; "Hayat da bitiyor umut da..Ölüm hep var, her hayatta ölüm var, ben ölüm okuyorum her hayatta..."
Diğer morg görevlisi katılmadığını belirtti; "Ölümde bile huzur okuyorum ben,sukunet..."
"Hayatın dirileri telaşla geçerken mezarlık kenarından, ölüleri ebedi huzur soluyor." dedi mezarlık görevlisi.
"Ben acı okuyorum.Her yüzde, yakınını kaybeden her yürekte acı..." dedi gassal.
Diğer mezarlık görevlisi ekledi; "Ben hüzne rağmen zamanla azalan bir acı, teslimiyet,kabulleniş okuyorum kalanlarda,gidenlere ait sevgi okuyorum ve dua.."
Yüzü asık,elindeki tesbihi sinirli sinirli çeken bir imam kpnuşmaya dahil olarak; "Ben oyalanış, aldanış bazense hayata kapılış okuyorum." dedi. 
Diğer imam gözleri enginlere dikili, yüreği zikirli, ekledi; "Nasıl oyalanış varsa uyanış da var. Nasıl son varsa başlangıç da var, nasıl acı varsa huzur da var teselli de var. Hayatın içinde tezatlar hep olacak. Ölmek de değil mesele yaşamak da; esas mesele hayatın içini hayırla doldurabilmekte...Ben denge, ben denizde yalpalansak da mücadele etme, pes etmeme ve hedeften vazgeçmeme, geç olsa da uyanış, pişmanlık olsa da umut ve her yürekte sevgi ve her zerrede adayış okuyorum."
Bezgin bir öğretmen aldı sözü; "Adanmışlık da boşa, emekler hep oluyor heba; ben yılgınlık okuyorum hayatta." 
Üzerinde ütülü kıyafetleri olan, elinde ayracı dışarı sarkmış kitap olan öğretmen elindeki kitabı göstererek ekledi; "Bu kitap gibi hayatlar da devam ediyor, bitene kadar ümit kesilmez hiçbir candan. Okuyalım yeter ki..Adayış okuyorum ben, her canda tükenmez bir umut.İlme, eğitime, çocuklara adanmışlık okuyorum hayatta..." dedi ve ekledi; "Her çocukta ayrı adanmışlık,ayrı değerler,farklılık okuyorum,öznellik, kendine haslık, biriciklik, yeganelik...Okumasını bilene...Bitirmeden hüküm verilmemeli ne kitaba ne de ömre..."
"Değerli taşlar gibi mi?" dedi maden mühendisi. "Her biri ayrı değeri,işlevi,özelliği olan değerli madenler gibi..Hepsi farklı ama değerli,kendine has ve işlenmeli..."
Her gün yerin metrelerce altına giren, ölümle burun buruna gelen madenci aldı sözü; "İşlemek emek ister..Emek okunur hatta dokunur..Kilim işler gibi..Her biri ayrı emek,ayrı sabır ayrı çile...Ben emek,çile okuyorum hayatın her anında."dedi.
"Risk almak..." dedi daha önce ölümden kıl payı kurtulmuş olan bir diğer kömür işçisi. "Ben her yüzde endişe,kaygı,tehlike,ben her gün risk,korku okuyorum.Hayatta en çok okuduğum şey korku,tehlike,zorluk..." diye devam etti.
Çocuk karıştı söze heyecanla; "Korku mu? Ben hiç bir şeyden korkmuyorum.Neden korkalım ki? Ben eğlence,heyecan,oyun okuyorum.Hatta okuma bilmez sanıyorsunuz beni ama ben masal bile okuyorum. Nasıl biliyor musunuz? Sokakta çalışan karıncalar görüyorum, onların masallarını okuyorum,hiç durmadan zıplayan çekirge görüyorum; galiba o da hala çocuk, bak o da duramıyor diyorum."
Diğer çocuk aldı sözü gözleri yerde, elleri birbirine kenetlenmiş dişleri sıkarak huzursuz biçimde. "Ben korku okuyorum hayatta.En çok da annemin ben yaramazlık yaptığımda bana dikilen gözlerinde, bazı akşamlarsa babam koltuğa uzanıp kumandayı eline aldığında, ben ona soru sorarken bana çatılan kaşlarında. Benle oynamadığı; telefona,televizyona baktığı anlarda yılgınlık, bezginlik okuyorum. Susmayı,yalnızlığı,soru sormaktan,çocukluğumdan utanmayı okuyorum." Odayı sessizlik kapladı...
Herkes kafasını önüne eğdi..Düşündü...
Sonra söze genç karıştı sabırsızca yorgun, yılgın ses tonuyla; "Ben de yılgınlık, yorgunluk okuyorum her sınav öncesi, ödev gecesi...Başaramayınca kendimden utanç, sınav öncesi yoğun bir korku ve kaygı okuyorum.Okumaktan bıkmak,yılmak benim okuduğum sadece..."
"Ben her yeni sınavda,kitapta,ödevde merak ve heyecan okuyorum.Bazen Hazerfen'le uçuyor; bazen Fatih'le savaşıyorum. Bazen Edison'la ampulü bulup karanlıkları ışıtıyor, bazen Nazım'la aşık olup Necip Fazıl'la çağlıyorum; hatta şiirlerde romanlarda yaşıyorum." dedi, heyecanı anlatırken bile yüzünden okunan genç.
"Yazarken duyduğum şevk ve mutluluk kadar; okurken de mutlu olan birini duymak ne güzel. Ben hayatlara dokunabilmeyi, öğretmenler gibi hayatlar dokuyabilmeyi; her satırda yeni bir hayata dahil olabilmeyi diliyorum. Hayatlar okuyorum,okunmaktan çok okumayı seviyorum." dedi konuşulanlardan çok konuşanları dinleyen bir yazar.
"Ben para kazanmak için yazıyorum, yazarsın beğenilirsin,beğenilirsin okunursun,okursun kazanırsın,yazdıkça kazanıyorum,yazarken de kazanç okuyorum hayattan da kazanç okuyorum."dedi kitapları çok satan başka bir yazar...
"Ben de kazanmak için yarışıyorum. Koşuyor,yüzüyor,tırmanıyor ve madalyamı almak için çabalıyorum.Ben emek, çaba; ben hırs okuyorum hayatta." dedi hırs dolu bakışlarıyla..
Diğer atlet yüzünde tebessümle dahil oldu söze; "Tırmanmak nefes almaktır, yüzmek yeni dünyalar keşfetmek...Ben nefes okuyorum her koştuğumda; nefes almıyor adeta yeni bir keşfin heyecanını alıyorum her nefeste. Ben gördüğüm her manzarada huzur,yeni yürüyen bir çocuk gibi mücadele ama pes etmeme ve her adımda yeni bir heyecan okuyorum."dedi o an bile kendini yeni bir dağın zirvesinde hayal ettiği tebessümünden belli olan edasıyla...
"Ben nefes alırken nefes veriyorum. Ben insan kurtarıyorum,heyecan uğruna tehlikeye attığınız hayatlarınızı ben kurtarıyorum." dedi sitem,küçümseme ve kibir dolu gözlerle atlete yönelen doktor.
Diğer doktor müdahil olmak istedi nazikçe, sesi bile ameliyat ederkenki hassiyette; "Hayat vermek Allah'a mahsus, biz vesileyiz. Ben şükür okuyorum dokunduğum her canda, ben yeni bir mucizeye şahitlik okuyorum kurtulan her hastada.Bazense takdir ve teslimiyet; ancak elimizden geleni yaptıktan sonra..." 
Yine bir sessizlik hakim oldu... Teslimiyet,tevekkül,takdir...
Sözü teslimiyette zirve yapmış bir kanser hastası aldı; "Teslimiyet,sabır,tevekkül olmasa ne okunur ki hayatta. Fani olanı gören ebedi olanı arıyor, ebediyeti okuyor."dedi derin bir nefes alıp.
Şikayetçi memnuniyetsiz hali üzerinden taşan hasta atıldı; "Ben bencillik,beceriksizlik okuyorum.Kimse iyi etmiyor bizi,yardım etmiyor kimse bize.Anlamıyorlar bile.Tok açın halinden ne anlar.Hayat hiç çekilmiyor böyle.Ben lanet okuyorum,ben nefret okuyorum." dedi bakışlarının sönmeyen ateşiyle...
Apartman dairesinde yalnız yaşayan yaşlı da katıldı ona sitem ve kızgınlık okunan sözleriyle; "Bence de hiç çekilmiyor artık hayat, ben hayata bakınca bezginlik insanlara bakınca unutuluş okuyorum,terkediliş...Evlatlara bakınca bile nankörlük okuyorum."
Köyünün bahçesindeki sebzeleri yetim bırakıp geldiğini söyleyen yaşlı teyze itiraz etti tatlı bir tebessüm, huzur dolu bir teslimiyetle; çiçeklerini okşar gibi narin bir ses tonuyla incitmemek kırmamak için bin bir özenle dahil olarak söze; "Ben hayatın her alanında her yaşta ayrı bir güzellik, ayrı bir emek okuyorum.Yapacaklar hiç bitmez evlatlar; yeter ki biz durmayalım.Biz de çocuktuk bir zamanlar, gençtik.Çocuklar meşguldür,unutur ama biz unutmayalım. Biz arayalım. ne olur? Hem her çocuk bizim evladımız değil mi, hatta her çiçek bile.Ben çiçeklerimi sularken dostluğu, batmayan güneşte umudu,sebzelerimi bellerken sabrı okuyorum.Ben bekliyorum ama durarak değil durmadan.Durmadan bekliyorum.Durmadan bekleyelim.Ağzımda dua durur,elimde patiğimin yünü,ama ben durmam.Ben yavaşlasa da bitmeyen bir çaba,dünyada olmasa da ahirette boy verecek bir emek,teslimi bir umut,didinen bir bekleyiş okuyorum.Hayat yoldur evlatlar.. Gelen gider, bize yol almak düşer..."
 
Huzurlu bir sukunet hakim oldu odaya...Suskunluğu bu kez söz kendine verilmese de sözü alan hatta o huzuri sukuneti jilet gibi keskin bakışları ve sözleriyle kesen mahkum aldı, elindeki kelepçeyi gösterek; "Ne yolu,ne bekleyişi...Ben müebbet ceza aldım neyi bekleyeyim?Hangi yolu yürüyeyim?" dedi tek tek tüm yüzlere dikip gözlerini, öfkesi gittikçe tırmanan bir sesle... Sonra indirdi gözlerini,sustu öfkesi,yutkundu, boğazındaki hıçkırığı gizleyerek; "Ben Allah'ın her günü lanet okuyorum.Her sabah pişmanlıkla uyanıyor,her gece pişmanlıktan uykulara hasret kalkıyorum.Pişmanlık okuyor,pişmanlık dokuyorum."dedi içinin acısı kıvrımlarına kadar işlemiş azapla.
Bir başka mahkum ona kardeşlik dolu gözlerle bakarak, elinde kelepçe olmasa sarılmak, onu ve kendini teselli etmek ister gibi ekledi; "Lanet okumakla elimize bişey geçmez,pişmanlıksa olmalı evet ama unutma pişmanlık  deliyi veli eder,eşkiyayı evliya .Bu dünyada bakamasak da güne doya doya, ben inanıyorum biz pişman oldukça burda, ebediyette açılacak inşallah kapılar hatasını gözyaşıyla yıkayana...Yapan çeker,eden bulur...Ettim buldum.Hatta bulmadım, aldığıma denk değil bile verdiğim...Dilerim burda bedel öder ötelere borçsuz giderim.Ben kendime değil dışarda sahipsiz bıraktığım sevdiklerime boyun bükerim.Pişmanlık varsa umut da olmalı.Korku çoksa ümit de çok olmalı.Ben korku kadar umut da okuyorum..Ben ötelere umut taşıyorum."
 
Ve terapist aldı sözü...
Herkes kendini okuyor; baktığı, okuduğu, yaptığı her şeyde kendini görüyor ve kendini buluyor. Okudukça dokuyor...Kimi kendi hayatını kimi başkalarının hayatlarını...
Birbirimizin hayatlarına ne dokuduğumuz mühim olan ve esas mühim olan dokumadan önce okuyabilmekte.Yalnız kendimizi değil baktığımız herkesi ama önce evvela kendimizi...Okuduklarımız bile kendimizi veriyor ele..Neye baktığımız,baktıklarımızı nasıl gördüğümüz,gördükleirmizi nasıl okuduğumuz...
Neye yönelse de ses duyduğu herşey bir akis aslında, kendi aksi; neye bakarsa baksın göz gördüğü herşey kendinden bir ayna, kendi sureti aslında..İçimizin aynasıyla bakıyoruz hayata..Suretlerden siretlere inmek ve aynaları temizlemek hakiki mesele.İçimizin aynası kirliyse dışımızın gördüğü pas olur.Ayinemiz ne ise aynamız onu bulur...Ne okuyorsak ayna odur,ne okuduğumuz nasıl okuduğumuzdur aslında...
 
Facebook Yorumları
FACEBOOK YORUMLAR BURDA GÖZÜKECEK